Minik Bavul – Gezi Rehberi

Johannesburg Gezi Notları

Gezi Tarihi : Ağustos 2017 Gezi Süresi : 2 Gece

Güney Afrika gezimizin ilk durağı Johannesburg’du, neden bu şehri seçtiğimizin detaylı bilgisini Güney Afrika Gezi Planı yazımdan okuyabilirsiniz. Johannesburg, Güney Afrika’nın en büyük şehri. Yıllarca İngilizlerin sömürgesi olarak varlığını sürdüren ve ırkçılığın en şiddetli haliyle yaşandığı şehir, dünyanın en tehlikeli şehirleri arasında gösteriliyor. Yıllarca beyazlar tarafından ırkçılığa maruz kalmış, ötekileştirilmiş, sadece ten rengi farklı olduğu için kötü işlerde çalıştırılmış, ikinci sınıf insan muamelesi görmüş, hatta insan olarak bile görülmemiş, hapse atılmış, kendi topraklarında yabancılaştırılmış ve katledilmiş insanların, bugün beyazlara karşı kötü bir tavır takınması gayet normal değil mi? Normal, ama o insanlar bunu yapmıyor! Gitmeden önce şehirle ilgili okuduğum tüm yazılarda şehrin ne kadar tehlikeli olduğu, sokakta yalnız yürünemeyeceği, beyaz insanlara karşı düşmanlık olduğu, hırsızlık kapkaç gibi olayları bırakın öldürmeye kadar gidebileceklerine dair bilgiler yer alıyordu. Açık konuşmak gerekirse kısa bir süreliğine pişmanlık yaşadım, acaba hiç bilet almasamıydım diye düşündüm ancak vazgeçmedim, iyiki de vazgeçmemişim, yoksa bu insanlar hafızamda hep kötü olarak kalacaklardı.

Havalimanından otelimize gidene kadar sokakları inceledim, evet sokakta hiç beyaz insan görmedim, bize doğrultulan bakışlardan da birazcık rahatsız oldum ancak o bakışlar kötü değildi sadece farklı olduğumuz için bakıyorlardı. Binaların hepsinin etrafı elektrikli tellerle çevriliydi, halk fakir olduğu için hırsızlık çok yaygın ve insanlar kendilerine göre böyle bir önlem almış, hemen her binada bu elektrikli telleri görmekte insanı birazcık ürkütmüyor değil ancak arabasına bindiğimiz şoförler, restoranlarda bize servis yapan garsonlar, otel görevlileri kısacası karşılaştığımız ve muhattap olduğumuz bütün insanlar çok iyiydi. Hatta sokakta yürürken tanımadığımız insanlardan bile ilgi gördük, yanıma gelip saçın çok güzel olmuş bayıldım diyen kızlar oldu, çok tatlılardı 🙂 Ben hayatım boyunca, bu kadar sıcakkanlı, bu kadar güleryüzlü, iyi niyetli, size nasıl yardımcı olacağını şaşıran başka bir millet daha görmedim. Evet tehlikeli olan bazı bölgeler var, oralara yalnız başınıza gitmeniz tavsiye edilmiyor ancak bu tehlike sadece beyaz insanlara karşı değil, afrikalı siyah halkta oralara yalnız gitmeye çekiniyor. Özellikle hava karardıktan sonra bilmediğiniz tenha bölgelerde bulunmazsanız, merkezi yerlerde gezerseniz kimse gelipte size bir kötülük yapmıyor. Hem bu durum bizim ülkemiz içinde geçerli değil mi zaten? Biz hava karardıktan sonra restorandan otele de yürüdük, turistik yerlerde tek başımıza da dolaştık, sadece otelin bizi uyardığı gitmeyin dediği bölgelere gitmedik ve herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Dolayısıyla korkmaya ve bu insanları kötülemeye gerek yok, gidin ve şehrin tadını çıkarın!

 

Her apartmanın ve evin etrafında elektrikli teller var, buna rağmen hırsızlık çok yaygın.

 

Açık konuşmak gerekirse ben Johannesburg’un (ki bundan sonra Joburg diyeceğim, hem yerel halk Joburg, Jozi gibi kısaltmalar kullanıyor, hem de yazması daha kolay 🙂 ) insanlarına bayıldım ama şehri sevemedim, bana gereğinden fazla sıkıcı geldi, üstelik sadece iki gece burada kaldık. Buraya gelmek istememin en büyük iki sebebi, safari yapabileceğimiz milli parkların buraya yakın olması ve Nelson Mandela idi.

Onun dışında biz yazı yaşarken Güney Yarımküre’nin kış mevsiminde olması, aynı boylam üzerinde olduğumuz için aramızda saat farkı olmaması, farklı bir mevsime gittiğimiz halde gün kaybı yaşamayacak olmak ve vizesiz olması Güney Afrika’yı çekici hale getirdi 🙂

 

 

Para Birimi

Güney Afrika’nın para birimi Güney Afrika Rand’i, kısaltması ZAR, Türkiye’de bulabilmek pek mümkün değil, yanınızda dolar ya da euro götürürseniz döviz bürolarından bozdurabilirsiniz. Ya da bankanız çok komisyon almıyor ise atmler üzerinden para çekebilirsiniz. 1 TL 0,27 Rand’e karşılık geliyor, kolay hesaplanabilir olması açısından dörtte biri gibi düşünebilir, aradaki farkı gözardı edebilirsiniz, 1000Rand 250TL gibi.

 

Resmi Dil

Aslında Güney Afrika’nın 11 tane resmi dili var ancak bizim gördüğümüz kadarıyla en çok konuşulanı İngilizce. İngilizce konuşamayan bir insana dahi rastlamadık, sokaktaki satıcıdan restorandaki garsonuna kadar herkes İngilizce konuşuyor. Dolayısıyla anlaşamama, dillerini anlamama gibi bir derdiniz olmuyor.

 

Ulaşım

Thy İstanbul’dan Joburg’a direkt olarak uçuyor. Bizim gittiğimiz dönemde günde sadece bir uçuş düzenliyordu, o da gece 01.35’teydi. Uçuş yaklaşık 10 saat sürüyor, yani buradan gece bindiğiniz uçak, aynı günün sabahında Joburg’a iniyor, gün kaybınız olmuyor. Uçakta uyuyabilen biriyseniz şehre indiğiniz günü de rahatlıkla değerlendirebilirsiniz, şahsen biz öyle yaptık. Uzun uçuş olduğu için uçakta bir seyahat kiti dağıtıyorlar, içerisinde ayaklarınız üşümesin diye çorap, ayakkabılarınızdan kurtulun diye terlik, uyku bandı, diş fırçası, diş macunu, dudak kremi gibi ürünler bulunuyor. Battaniyeniz ve yastığınızda var zaten, bu yol nasıl bitecek diye düşünürken, koltuk arkası ekranından birkaç film izleyip uyuyup uyanıyorsunuz bir bakmışsınız ki varmışsınız 🙂 Biz direkt uçtuğumuz ve bayram tatilinde gittiğimiz için uçak biletine 6.200 TL ödedik, bayram dışında uçsaydık 5.250 TL gibi bir rakama uçabilirdik.

Daha ucuza gidemez miyiz derseniz aktarmalı olarak farklı havayolu firmaları ile uçabilirsiniz. Örneğin Qatar Airways ile aktarmalı olarak bizim aldığımız bileti 3.700 TL’ye alabilirsiniz, farklı havayollarında daha uygun fiyatlarda vardır, ben sadece örnek vermek istedim.

Havalimanında indikten sonra şehir merkezine gitmenin birkaç güvenli yolu var; taksi, Gautrain isimli tren ve Uber. Gautrain direkt olarak Sandton City’e gidiyor, eğer oteliniz bu bölgede değilse buradan başka bir ulaşım aracına binmeniz gerekiyor. Taksi, Uber’e göre daha pahalı. Uber en yaygın kullanılan yöntemlerden biri, gitmeden önce uygulamayı telefonunuza indirip kredi kartınızı tanımlarsanız hiç zorluk çekmeden güvenli bir şekilde kullanabilirsiniz. Biz hep Uber kullandık ve çok memnun kaldık. Havalimanından şehir merkezi 270R tuttu, yaklaşık 70TL, trende iki kişi için benzer fiyatlardaydı o sebeple daha rahat olan yöntemi tercih ettik. Uber hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz bu yazımı okuyabilirsiniz.

Toplu taşıma kullanmayı pek düşünmedik, otobüsler ve tren istasyonları bize o güveni vermedi. Zaten kimse de otobüs ya da trene binmemizi önermedi. Pek güvenli olmadıkları sizinde aklınızda bulunsun.

 

 

Bir de ilk kez bu şehirde kullandığımız City Sightseeing otobüsleri var, hani şu iki katlı kırmızı renkli üstü açık turist otobüsleri, işte o otobüsler bu şehirde hayat kurtarıyor. Otobüslerin farklı rotaları ve turistik mekanların önünde durakları var, istediğiniz durakta inip istediğinizden binebiliyorsunuz. Başta çok turistik gelsede, gezilecek yerler çok geniş bir alana yayıldığı için, araba kiralamadığınız takdirde en kolay yöntem bu otobüsler. Araba kiralamayı düşünürseniz, trafiğin tersten aktığı ve direksiyonun sağda olduğu detayını atlamayın! Biz ilk gün için Soweto bölgesini de kapsayan biletlerinden satın aldık, şehri gezmek için sadece bir günümüz vardı ve bu otobüsleri tercih etmeseydik görmek istediğimiz yerlerin tümünü bitirebilmenin imkanı yoktu. İki kişi için bir günlük tura 840R ödedik.

 

Konaklama

Oteli gitmeden önce booking.com üzerinden ayarladım. Merkezi bir yerde olmasına ve yakınında otobüs durağı bulunmasına dikkat ettim. Once In Joburg isimli aslında hostel olan ancak çift kişilik özel odaları da bulunan bir otel ayarladım. Buraya iki gece için 1.600R ödedik. Genel olarak otelden memnun kaldık, check-in yaptırırken denk geldiğimiz, buraya dil öğrenmek için gelen ve otelde gönüllü olarak çalışan Ahmet’le tanıştık 🙂 Sağolsun bize evimizin konforunu aratmadı, sanki kırk yıllık dostlarıymışız gibi davrandı, her konuda yardımcı oldu, kendisine buradan tekrar teşekkür ediyoruz 🙂

 

Gezilecek Yerler

Biz hop on hop off otobüslerle gezdiğimiz için anlatımımı ona göre yapacağım. Bu otobüslerin Green Tour, City Tour ve Soweto Tour isimli üç hattı bulunuyor. Green Tour Rosebank’ten başlayıp, Constitution Hill’de son buluyor, bu duraktan City Tour başlıyor Braamfontein’e kadar devam ediyor, Soweto Tour ise Gold Reef City durağından kalkıyor, yaklaşık iki saat süren tur bittiğinde yeniden bu durağa geri dönüyor. Otobüslerde Türkçe dil seçeneği mevcut, istediğiniz durakta binip istediğiniz durakta inebiliyorsunuz, dikkat etmeniz gereken en önemli konu otobüs saatlerine bakmayı unutmamak.

 

Otobüs durak haritası

 

Bizim otelimiz Braamfontein durağına yakın olduğu için biz gezimize buradan başladık. Braamfontein en hip şehir merkezi, özellikle hafta sonları çok hareketli, sadece Cumartesi günleri kurulan Neighbourgoods Market bu bölgede yer alıyor. Neighbourgoods Market, Cumartesi günleri 9.00-15.00 saatleri arasında kurulan, içerisinde tüm dünya mutfaklarına ait yemekleri bulabileceğiniz, çok keyifli bir pazar yeri. Biz Joburg’a Cumartesi sabahı indiğimiz için pazara gitme şansımız oldu ancak vaktimiz kısıtlı olduğu için burada çok zaman geçiremedik.

 

Neighbourgoods Market

 

Bir sonraki otobüs durağı Constitution Hill yani Anayasa Tepesi, eskiden hapishane ve askeri kale görevi gören yer günümüzde Anayasa Mahkemesi olarak kullanılıyor. Hapishane olduğu dönemlerde Gandhi ve Nelson Mandela gibi isimler burada hapis yatmış. Giriş ücreti 55R olan kompleks akşam 17.00’da kapanıyor. Bu durak aynı zamanda yeşil tura aktarma yapabileceğiniz durak, Joburg Hayvanat Bahçesi, Askeri Müze ve Rosebank Alışveriş Merkezi’ni ziyaret etmek isterseniz buradan aktarma yapabilirsiniz. Hayvanat Bahçesi bizim planlarımız arasında vardı ancak vaktimiz kalmadığı için gidemedik, burada Big 5 dedikleri hayvanları görebilir, piknik yapabilirsiniz. Giriş ücreti 80R olan park 17.00’da kapanıyor.

Mining District, şehrin en popüler caddesi. Dünyaca ünlü madencilik şirketlerinin ofislerine ev sahipliği yapan cadde adeta bir açık hava müzesi gibi, her adımda madencilikle ilgili bir heykele rastlayabilir, cadde üzerinde keyifli yürüyüşler yapabilirsiniz.

Carlton Centre, Afrika’nın en yüksek binası. En üst katı Top of Africa olarak isimlendiriliyor, öğlen 15.30’a kadar açık olan binanın en üst katına çıkış ücreti 15R. James Hall Transport Museum, Güney Afrika’nın en büyük ulaşım müzesi, giriş ücretsiz dilerseniz yardımda bulunabilirsiniz.

Gold Reef City, eskiden altın madeni olan günümüzde eğlence parkına dönüştürülmüş ancak maden teması korunmuş bir park. Parkta eğlenmek isterseniz en az üç saatinizi buraya ayırmanız gerekiyor. Parkın giriş ücreti 190R, Pazartesi ve Salı günleri kapalı olan park, diğer günler akşam 17.00’a kadar açık. Biz Joburg’a tema parkta eğlenmek için gelmediğimizden bu durağı sadece Soweto turuna aktarma yapmak için kullandık. Soweto tur otobüsleri küçük servis boyutunda ve belirli saatlerde bu duraktan kalkıyor. Gün içerisinde 6 tur gerçekleşiyor ve her bir tur yaklaşık iki saat sürüyor. Buraya gelmeden önce en çok görmek istediğim yerlerin başında Soweto geliyordu çünkü burası Güney Afrika’nın gerçek yüzünü görebileceğimiz makyajlanmamış bir bölge. Apartheid (Irk Ayrımı) rejiminden en çok etkilenen ve yaptırımlara maruz kalan yer. Şehir merkezlerinde yaşayan Afrikalı insanlar, sırf ten renkleri farklı diye şehirden uzaklaştırılıp Soweto gibi altyapısı olmayan bölgelere taşınmaya zorlandı, beyazlarla evlenmeleri ya da arkadaş olmaları yasaklandı, pasaport benzeri bir belge taşımaya zorlandılar ve taşımayanlar hapse atıldı, en büyük ayaklanmalar burada gerçekleşti ve yüzlerce insan öldürüldü, kendi ülkesinde oy kullanamayan, iyi işlerde çalışamayan, beyazlar tarafından horgörülen bu insanlar 46 yıl boyunca bu şartlar altında yaşadı. Bu ayaklanmaların başında yer alan Nelson Mandela, 27 yıl bir hücrede hapis yattıktan sonra barış elçisi olarak serbest bırakıldı ve halkın ilk kez oy kullandığı seçimde devlet başkanı seçildi. Güney Afrika’nın ilk siyah başkanı olan Mandela, tüm bu ırkçı politikaları ortadan kaldırdı. Bu sebeple Güney Afrika için Nelson Mandela’nın önemi çok büyük ve Nelson Mandela’nın 50 yıl boyunca yaşadığı evi Soweto’da bulunuyor.

 

Gold Reef City

 

Soweto’ya yalnız başınıza gitmeniz önerilmiyor, illaki yerel bir rehber ya da bir tur şirketi aracılığıyla gitmelisiniz. Soweto’da insanların çoğunluğu devletin ücretsiz olarak verdiği teneke evlerde yaşıyor, ev diyorum ancak ev demeye bin şahit lazım. Bu yapılar yaklaşık bir oda büyüklüğünde, içeride tuvaletleri dahi olmayan, 5-6 kişilik ailelerin yaşadığı, evlerin dipdibe konularak aralarında daracık sokakların oluşturulduğu bir yer. Bu teneke evlerden oluşan mahallelere township adı veriliyor, Soweto’da çeşitli townshiplerin birleşmesinden oluşuyor.

 

Township

 

Soweto turu, 2010 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmış Soccer City ile başlıyor. Bu stadyum Afrika’nın en büyük stadyumu. Daha sonra tam ortalarından bungee jumping yapılan rengarenk Orlando Towers gözüküyor. Kişi başı 550R karşılığında 100m bungee jumping atlayışı yapılabiliyor.

 

Soccer City

 

Tam ortada bulunan noktadan kendinizi aşağıya bırakabilirsiniz 🙂

 

Hector Pieterson Anıtı’na geldiğimizde araçtan iniyor ve yerel bir rehberin anlatımı dinliyoruz, üzerindeki kıyafetlere çekidüzen vermeye çalışmış, karşımızda mahcubiyet içinde anıtın hikayesini anlatan Soweto’lu adam beni çok etkiliyor. 1976 yılında beyaz çocuklar okullarda İngilizce eğitim görürken siyah çocukların Afrika dilinde eğitim görmesine karar veriliyor, sırf gelişemesinler, başarılı olamasınlar, beyazlara yetişemesinler diye! Bu durumu protesto etmek için toplanan öğrenciler arasında Hector Pieterson’da bulunuyor, öldürülen yüzlerce öğrencinin arasında henüz 13 yaşında olan Hector, bu olayın simgesi haline geliyor ve bu anıt oluşturuluyor. Mahcup rehberimiz anlatımını bitirdiğinde çocukları için bahşiş istiyor, dilersek onunla fotoğraf çekilebileceğimizi söylüyor ancak o daha cümlesini tamamlamadan zaten herkes verebileceği parayı çıkarıp, onu utandırmadan eline sıkıştırıyor. Anıtın hemen karşısında tezgah kurmuş, hediyelik eşya satan insanlarda bulunuyor, onlardan da hatıra ürünler satın alabilirsiniz.

 

 

Sıradaki durağımız benim en çok merak ettiğim, dünyada iki nobel ödülü almış birinin yaşadığı tek sokak olarak bilinen Vilakazi Street oluyor. Evet Nelson Mandela’nın Evi bu sokak üzerinde bulunuyor ve günümüzde müzeye çevrilen ev ziyaretçilerini bekliyor. Mandela 1946-96 yılları arasında bu evde yaşamış, Mandela’nın hayatı hakkında pek bilgiye sahip değilseniz ‘Mandela: Long Walk to Freedom’ filmini izlemenizi öneririm, özellikle Joburg seyahati gerçekleştirecekseniz gitmeden önce mutlaka izleyin derim, o zaman gittiğiniz yeri algılamanız ve yorumlamanız çok daha kolay olacaktır. Her gün 09.00-16.45 saatleri arasında açık olan müzeyi 60R karşılığında ziyaret edebilirsiniz.

 

Mandela’nın Evi

 

 

Soweto gezimiz tamamlandıktan sonra Gold Reef City durağına geri dönüyor ve bir sonraki otobüsle Apartheid Müzesi’ne gidiyoruz. Bu müze yapılan ırk ayrımcılığını en iyi şekilde anlatan, duygularınıza hakim olamayacağınız bir müze. 09.00-17.00 saatleri arasında açık olan müzenin giriş ücreti 80R ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Bir sonraki durak SAB World of Beer, bira tarihini ve yapım aşamalarını anlatan müze popüler bir turist noktası, bizim vaktimiz kalmadığı için gidemedik. Hemen yanında ise çocuklar için Sci-Bono Discovery Centre isimli bilim müzesi yer alıyor.

Otobüs durakları arasında bulunmayan ancak çok popüler olan bir diğer nokta Sandton. Biz ilk gün buraya vakit ayıramadığımız için, son gün havalimanı öncesinde Sandton’a gidip buradan havalimanına geçtik. Joburg’un en lüks ve en güvenli yeri burası, alışveriş merkezleri, lüks oteller, en iyi restoranlar burada yer alıyor. Sandton’da yer alan en popüler yer ise Nelson Mandela Meydanı, alışveriş merkezinin içinden geçerek ulaşılan meydanda kocaman bir Mandela Heykeli yer alıyor, heykelle fotoğraf çektirmek isteyenler sırada bekliyor 🙂

 

Buranın insanı o kadar sıcakkanlı ki, benimle fotoğraf çekilmek isteyenler oldu 🙂

 

Joburg’da ikinci günümüzde safari turuna katıldık, tüm günümüzü bu turda harcadık. Safari ile ilgili detaylı bir yazı hazırlayacağım, onu ayrıca okuyabilirsiniz 🙂

Bunlar dışında vakit bulabilirseniz, yavru aslanları sevebileceğiniz Lion Park ve kabile hayatını gözlemleyebileceğiniz Lesedi Cultural Village‘ı ziyaret edebilirsiniz. Biraz şehir dışında yer aldıkları için araba kiralamak ya da tura katılmak ve zaman ayırmak gerekiyor.

 

Yeme İçme

Açık konuşmak gerekirse Joburg’da farklı mekanları deneme fırsatımız olmadı. İlk gün gezilere ayırdık, sadece akşam yemeği yedik, ertesi gün tüm gün boyunca safarideydik yemeği de orada yedik, son gün zaten Cape Town’a uçtuk. Yine de deneyimlerimi paylaşayım. Kahvaltılarımızı otelde yaptık, çok yeterli olmasa da sabahları geçiştirmemiz açısından iyi oldu.

 

Once In Joburg Kahvaltısı

 

Neighbourgoods Market, tüm dünya mutfaklarını deneyimleyebileceğiniz bir pazar yeri, yazımda da belirttiğim gibi sadece Cumartesi günleri kuruluyor. Orada gördüğüm kocaman paellada gözüm kalmıştı, siz giderseniz benim yerime tadına bakın 🙂 Onun dışında benim Güney Afrika’da en çok sevdiğim sokak yemeği Samosa oldu, bizim muska böreğine benziyor, içini yine börek gibi farklı malzemelerle dolduruyorlar, pazarda satılıyordu onu deneyebilirsiniz. Pap isimli pilava benzeyen bir yerel yemekleri daha var ancak ben pek sevemedim, yine de farklı tatlara açık biriyseniz deneyebileceğiniz bir yemek.

 

Pazar yerinde böyle farklı tezgahlar var.

 

Pap

 

Otelimizin hemen yanında Galata Bakery adında bir Türk pastanesi varmış, Ahmet sayesinde onlarla da tanıştık. Türk lezzetlerinin yanında yerel mutfağa da yer veriyorlar, özellikle Samosa’ları çok lezzetli, her gidişimizde bize ikramlarda da bulundular, çok iyi insanlar, sizinde yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim, Türk birini görünce bir hayli şaşırıyorlar 🙂

 

Samosa

 

The Smokehouse and Grill, Braamfontein bölgesinde yer alan bir steak ve hamburger restoranı. Biz ilk akşam burada hamburger yedik ve kelimenin tam anlamıyla bayıldık! Gerçekten çok lezzetliydi. Burada iki hamburger, iki içecek için 310R ödedik.

 

Nefis hamburgerim 🙂

 

Bizim gidemediğimiz ancak kaydettiğim mekanlar arasında Tashas ve The Grillhouse vardı, sizin daha çok vaktiniz olursa buraları da deneyimleyebilirsiniz.

Unutmadan bir detayı ekleyeyim, bahşiş konusunda değişik bir yöntem uygulanıyor, hesabı istediniz ve fişiniz geldi, alt kısmına ne kadar bahşiş bırakacağınızı ve garsonun toplamda ne kadar ödeme alacağını yazmanız gerekiyor.

 

Bu fotoğrafı Cape Town’da çektim, örnek olması açısından burada paylaşıyorum.

 

Alışveriş

Hediyelik eşya alışverişinizi kesinlikle yerel halkın açtığı tezgahlardan yapın derim, hem ihtiyaçları var, hem el emeği göz nuru ürünlerini satıyorlar. Pazarlık çok yaygın, daha siz bir şey söylemeden, birazcık düşünseniz bile, sizin fiyatınız ne söyleyin orta yolu bulalım diyorlar, çok tatlılar 🙂 Özellikle Soweto bölgesinde bu tezgahları sık sık görebilirsiniz. Tanesi 50R olan magnetin 3 tanesini 60R’e satın aldığımız detayını buraya ekleyeyim, sizinde aklınızda bir pazarlık oranı oluşsun 🙂

Bilinen markalardan alışveriş yapmak isterseniz Sandton City Alışveriş Merkezi’ni ziyaret edebilirsiniz.

Woolworts adında bir market zincirleri var, tam olarak market değil aslında içerisinde kıyafette satılıyor yiyecekte, gördüğünüz yerde mutlaka uğrayın. Özellikle kahve alışverişi ve ülkemizde olmayan değişik gıda ürünleri satın almak için en ideal yer. Ara öğünleri geçiştirmek için sandviç menüleri, cupcakeleri vs de çok başarılı.

Joburg notlarım genel itibariyle böyle, yazımda da belirtiğim gibi insanları çok iyi ama şehir sıkıcı, bir daha gitmek ister misin derseniz istemem. Yolum yeniden Güney Afrika’ya düşecek olursa direkt Cape Town’a uçarım bu sefer, Cape Town yazımı tamamlayınca buradan linkine ulaşabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak için e-mail listeme kayıt olmayı, beni Instagram ve Facebook‘tan takip etmeyi unutmayın, sevgiyle kalın! 🙂

Son olarak hazırladığım Google Maps haritasını aşağıda bulabilirsiniz.

 

8 Yorum

  1. Fatma Yüksel

    Ekim 25, 2017 - 3:28 pm
    Reply

    Çok güzel bir yazı olmuş gezmiş kadar oldum. Devamını bekliyorum

    • minikbavul

      Ekim 25, 2017 - 5:25 pm
      Reply

      Merhaba Fatma Hanım, çok teşekkür ederim beğenmenize sevindim 🙂 Güney Afrika yazılarımın devamı gelecek 🙂

  2. imrar

    Ekim 27, 2017 - 3:49 pm
    Reply

    tebrikler, emeğinize sağlık. sizin anlatış şeklinizi çok beğeniyorum. Devammmmmmmm

    • minikbavul

      Ekim 30, 2017 - 7:46 am
      Reply

      Merhabalar, yorumunuz için teşekkür ederim, sizlerden böyle güzel yorumlar geldiği sürece bende yazmaya devam edeceğim 🙂 Sevgiler.

  3. Gezilecekyerler.com

    Ekim 28, 2017 - 7:14 am
    Reply

    Bir gezgin olarak sizi tebrik ederim. Çok güzel ve faydalı bir makale hazırlamışsiniz. Ayrıca pop yiyecegini çok merak ettim

    • minikbavul

      Ekim 30, 2017 - 7:50 am
      Reply

      Merhaba, yorumunuz için teşekkür ederim, yazımı faydalı bulmanıza sevindim. Umarım bir gün gider ve Pap’ın tadına bakarsınız 🙂 Sevgiler.

  4. cengiz

    Kasım 1, 2017 - 7:41 am
    Reply

    kaleminize sağlık. İnsanda gitmeye yönelik teşvik eden bir paylaşım olmuş

    • minikbavul

      Kasım 1, 2017 - 10:34 am
      Reply

      Merhaba Cengiz Bey, çok teşekkür ederim, gitmeye teşvik edebildiysem ne mutlu 🙂

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir